BALIK YEMİ NEREDEN NEREYE?
Ülkemizdeki su ürünleri gelişiminin ne kadar büyük bir hızla arttığını, yaşanılan şu ekonomik krize rağmen gelişimini sürdürdüğü konusunda oldukça fazla belirttik. Sanırım artık kimsenin buna itirazı yoktur. Her sektör etkilenmiştir. Her sektörde işten çıkartmalar olmuştur. Ama unutulmamalıdır ki bu bir süreçtir ve geçecektir. Ülkemizdeki su ürünleri üretimi arttıkça, paralelinde başta balık yemi üretimi olmak üzere ilgili pek çok alanda gelişmelere ve yeni yatırımlara da rastlanmaktadır. Ama bu paralel gelişmeler içinde kuşkusuz yem sanayindeki gelişmeleri göz ardı edemeyiz. Evet teknolojik olarak her şey gelişti ama yemin yeri çok ayrı. Çünkü halen yaklaşık %70-80’ni ithal hammaddeden oluşan ve çok büyük teknik yatırım ve bilgiye gereksinim duyan balık yemlerinin toplam maliyet içinde ki oranı yaklaşık %50-65 gibi bir oranda hesaplanmaktadır. Doğal olarak bu durum yem konusunu yetiştiricilik içinde ilk sıraya taşımaktadır.
Su ürünleri yetiştiriciliğinin ilk dönemlerinde bu kadar önemli bir sorun değilken, şimdi neden bu kadar önemli olduğu her zaman tartışılmaktadır. Oysa cevap çok basittir ve bu süreci yaşayanların her zaman gülümseyerek anlattıkları hikayelerde gizli kalmıştır. Kısaca konuyu açıklamak gerekirse, ilk yıllarda aslında hiç birşey bilinmediğini ve böylece ortada bir sorun yumağı olmadığınıbelirtebiliriz.
Sektörün 1980’li yıllarda denizlerde su ürünleri yetiştiriciliğine adım attığı dönemlerde, küçük çaplı (ahşap ve kare) ağ kafeslerde doğadan yakaladıkları balıkları kültüre alma çabaları aşamasında dikkate çok alınmayan bir konu aslında yem konusuydu. Çünkü öncelik balıkları yakalamak, canlı taşımak, tül ağlar, normal ağların şakileri, yer, ağ kafesleri bağlamak vb. gibi konulardı. Çünkü bunların üzerine yem çok sonraları geliyordu. Çünkü balık yemi üreten bir fabrika yok gibiydi. Balık ne yer bilinmiyordu. Bu durumda zaten ıskarta balık ve kabuklu su ürünleri etleri devredeydi. Yani doğal yollardan temin edilen balıklara aslında doğal kaynaklı yemler veriliyordu. Aslında bilmeden geçiş süresi yaratılıp balıkların yaşama oranları dengelenmiş oluyordu. Fakat bu yöntem hem zahmetli hem de çevre için uygun değildi. Koyların içlerinde olan bu ilk işletmeler su kalitesine de etki etmeye başlamışlardı. Doğal olan bu kaynakların etkisi hiçbir zaman kalıcı olmamasına rağmen kullanım zorluğu dikkate alınarak yavaş yavaş pelet formunda ki yemlerin varlığının tesbiti ile bu yem türüne yönelmeler artmaya başladı. Hem yetiştiriciliğin artması hem de talebin getirdiği baskı ile yem üreten fabrikaların balık yemi ile ilgili yatırımları da gözlenmeye başladı. İşte bu süreci en güzel anlatan resimler.






